30 Oca 2012

Elektrik kesilince bilinç de kararıyor

Marmara Bölgesi'nde iki kafta önce yaşanan elektrik kesintisi modern şehir insanını şok etti. Ne yapacağını şaşıran, yolda, işte, evde karanlıkta kalanlar garip bir psikolojiye kapıldı. 9 yıl önce aynı imtihadan geçen Amerikalıların yaşadığı buhranı uzmanlar, 'bilinç kararması sendromu' diye tanımlamıştı. Elektrik kesintinin metropol insanına yaşattığı 'psikolojik yoksunluk hali'nin ülkemizdeki yansımaları da araştırılmaya değer.


ABD tarihinde 11 Eylül saldırılarından sonraki en büyük kriz, 2003'te yaşanan, 5 şehri, dolayısıyla 50 milyon insanı etkileyen elektrik kesintisiydi. Kentlerdeki hayatı felce uğratan bu beklenmedik kesinti, yüz binlerce kişiyi sokaklara döktü. Süper gücün simgesi New York'ta tam bir kargaşa yaşandı. Tüm bunları dünya canlı yayında izlerken, "Türkiye'de, özellikle İstanbul'da böyle bir şey olursa ne olur?" sorusu sorulmuştu. Aradan 9 yıl geçtikten sonra aynı şeyi iki hafta önce bizde yaşadık. Marmara Bölgesi'nin İstanbul, Kocaeli gibi üretim merkezlerinde 6 saat süreyle elektrik kesildi. Metro ve tramvaylar durdu. Trafik lambaları çalışmadı. 15-20 katlı binalardaki asansörler de...

Güneş battıktan sonra İstanbul koca bir karanlığa gömüldü. İşyerlerinden çıkanlar, sokaklarda insan seli oluşturdu. Kesintinin cumartesi günü yaşanması büyük şanstı. Kamu kurumları ve birçok şirket tatildeydi. Elektirik kesintisi daha uzun sürseydi ve hafta içi olsaydı kaos daha büyük olacaktı. En ufak olumsuz gelişmede büyük dalgalanmalar yaşayan Borsa'nın kapalı olması da ekonomi için büyük bir şanstı. Bunlar, insan için hava-su-gıda ne ise metropol için de o demek olan elektrik kesilince büyük şehirlerin yaşadığı teknik aksaklıklar. Peki şehirde yaşayan insanların psikolojisi?

Elektrik kesilince bilinç de kararıyor

Amerika'nın kuzeydoğusunda yaşanan ve Kanada'nın başkentini de etkileyen 2003'teki büyük elektrik kesintisi modern insanın kendini sorgulamasına sebep oldu. Milyonlarca insan, kendilerini güvende hissetmelerini sağlayan ve gücünü elektrikten alan sistemin kayıtsız şartsız güvenilir olmadığını fark etti. Amerikalı uzmanlar yaşanan bu psikolojik buhrana, 'blockout sendromu/bilinç kararması sendromu' adını veriyor. Yani ne yapacağını bilememek. Eskilerin deyimiyle 'güvendiği dağlara kar yağması' durumu.

Varlık içinde yokluk yaşamak

Amerikalılar elektrik kesintisi sırasında yaşadıklarını sonradan bolgalarında anlattı. Fotoğraflarını paylaştı. Dev metropoller, beton ve çelik yığınına dönmüş. Yüzlerce katlı binalarda mahsur kalan insanlar, karanlık merdivenlerden inmek zorunda kalmış. Yerin onlarca metre aşağısından geçen metroda tedirgin saatler geçirmişler. Hiç akıllarına gelmeyecek bir şeyi, pil ve el feneri bulmak için marketlere akın etmişler. Daha da şaşırtıcısı, elektrik varken banka hesaplarında binlerce doları olan insanlar, sistem çalışmadığı için ceplerindeki birkaç dolar nakitle ortada kalmış. Birçok blogger, "Yarın da elektrikler gelmezse ne yapacağım." korkusuyla uyuyamadığını yazmış. Kentin bazı noktalarındaki bankamatiklerin yedek güç kaynağı sayesinde çalıştığına dair duyum alan oraya doğru koşmuş. Bankamatiğin sokağı, Rock konserleri gibi kalabalıklarla dolmuş. Bankamatikte ise ya para kalmamış ya da sınırlı miktarda nakit veriyormuş. Varlık içindeyken yokluk çekmenin ne demek olduğunu Amerikalılar en şiddetli haliyle işte o zaman anladı.
Karanlığa ve kaosa sürüklenen şehirlerden elektriğin olduğu kentlere gitmek için yola çıkanları bir sürpriz daha bekliyordu; benzin pompaları da çalışmıyordu. Bu sırada Kanada'nın başkentinde yağmalamalar başlamışdı. New York'ta da, çok daha önce 1977 yılında yaşanan elektrik kesintisinde 3 bin 700 kişi yağmacılıktan gözaltına alınmıştı.

Elektiriğin yoksa neye yararsın?

Önceki hafta Türkiye Sakarya, Kocaeli, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne ve İstanbul'da gibi illerde yaşanan elektrik kesintisi de tıpkı Amerika'daki gibi şok etkisi yaptı. Çünkü bu bölge, hem nüfus yoğunluğu hem de sanayi bölgesi olması açısından ülkemizin can damarı. Fabrikalarda üretim durdu. Türkiye'nin kalbi topyekûn karanlığa gömüldü.

Aslında Türkiye, elektrik kesintilerine alışık. 2000'li yıllara kadar İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde bile en ufak rüzgârda, yağmurda elektrik kesilirdi. Ama internetin ve özel kanalların bu kadar çok olmadığı dönemlerde elektrik kesintisi bir eğlenceydi. Mum ışığında oynamak, ailece sohbet etmek keyifti. Kesinti, hayatın normal rutinlerindendi. Sobayı yakar başında otururdu insanlar. "Eyvah elektrik yok ne yapacağım." telaşı yaşanmazdı. Önceki hafta yaşanan bu kesinti, 2000'li yıllarda doğanları çok korkuttu. Işık olmadan, kombi ve televizyon çalışmadan, internetsiz ne yapacaklardı? "Anne ne olacak şimdi?" diye soranlara ne cevap vereceğini şaşırdı yeni neslin ebeveynleri. Aslında bu soru ve yaşanan psikolojik buhran, modern çağ insanının, elektriğe ne derece bağımlı olduğunu gösteren şeyler. Nitekim elektrikler olmadığı için yapacak bir şey bulamayan çoğu insan, uyuduğunu söylüyor.

Elektrik Mühendisleri Odası Enerji Birim Koordinatörü Olgun Sakarya, elektriğin insanların sosyal ve ekonomik alanda hayatları için önemli bir belirleyici faktör olduğunu söylüyor. Yani elektriğin olmadığı yerde bugünkü yaşantımızı sürdürebilmemiz mümkün değil. Bu anlamda devletlerin en önemli görevlerinden biri insanlara kesintisiz enerji sağlamak. Hatta Sakarya'ya göre bu, stratejik bir kamu hizmeti. Sakarya, devletin enerji üretimi ve dağıtımında özelleştirmeye gitmesini de eleştiriyor.

İstanbul'daki bu kesintide yaşadıklarını sanal âlemde paylaşanlar, çağımız insanının elektriğe bağımlılığından dem vurup, doğal yaşam övgüsü yaptı. Hazıra alıştırılan günümüz insanı, eskiler gibi her türlü aksaklığa, yokluğa karşı temkinli değildir. Nakit parası yoktur, kredi kartı veya bankamatik kartı kullanır çünkü. Ama elektrikler yokken ne yapacak? Kötü günler için yastık altında sakladığı nakiti olmalıydı mesela. Ya da kilerde kışlık yiyecekleri... Isınma problemini nasıl çözecek, kombi çalışmıyor. Sobalar kaldırılalı yıllar oldu. Hayatı doğallık penceresinden okuyanların haklılık payları var ama Genç Siviller'den Turgay Oğur, bu bakış açısını eleştiriyor. "Son yıllardaki çevreci argümanlar insanların en doğal halinin ana karnında doğmuş çıplak hali olduğunu düşünmemize neden oluyor." diyen Oğur, durumun tam aksi olduğu görüşünde. Şöyle ki; "İnsan, bir ayıyla karşılaştırdığımızda, ciddi eksiklerle doğuyor ve aklı ile bu eksikleri tamamlıyor. Elektriğe bu kadar alışmamız normal. Çünkü bizi dünyaya daha uyumlu hale getiriyor. Elektriğin hiç kesilmemesini beklemek de modern insan züppeliği değil. Teknoloji, insanı daha da doğallaştırıyor." diyor.
Organik elektrik, mum ışığı mıdır?

Elektriğin en organik domatesten daha doğal bir şey olduğunu düşünen Oğur, elektriğin insandan önce dünyada olduğunu söylüyor. Yıldırımlarda ya da balıkların yan pulları elektrik dalgaları yayıyor ve bu sayede sağa sola çarpmıyor mesela. Yani Oğur'a göre insanoğlunun yaptığı, vahşi bir atı ehilleştirip kabloya sokmak. Doğal olmak, mum ışığında yaşamak değil yani!

Zaman - Gülizar Baki