18 Oca 2012

2070 Yılından Mektup

"50 Yaşına henüz bastım ama görüntüm 85 yaşındaki biri gibi. Yeterince su içemediğim için böbrek sorunları yaşıyorum ve korkarım ki yaşamak için vaktim yok.

5 yaşında bir çocuk olduğum günleri iyi hatırlıyorum. O zamanlar her şey çok farklıydı. Parklarda pek çok ağaçlar evlerde güzel bahçeler vardı. Ve ben 30 dakikadan fazla süre boyunca zevkle duş alırdım. Bugünlerde ise cildimizi temizlemek için mineral yağlı havluları kullanıyoruz.


Eskiden kadınların güzel saçları vardı. Şimdi ise başımızı su kullanmadan temiz tutmamız gerektiği için traş etmek zorundayız.

Eskiden babam arabasını hortumla yıkardı. Şimdi ise oğlum suyun bu şekilde ziyan edildiğine bir türlü inanamıyor.

Sokaklarda, posterlerde, radyoda ve televizyonda "Suyu Duyarlı Kullanın" uyarıları olduğunu hatırlıyorum. Ama hiçkimse bu uyarıları önemsemezdi. Suyun sonsuza dek var olacağını sanmıştık...

Şimdi ise nehirler, göller, barajlar ve yeraltındaki su yatakları ya kurudu ya da kirlendi...

Sanayi hemen hemen durma noktasına geldi ve işsizlik büyük oranlara ulaştı. Yegane iş alanı deniz suyunun tuzunu çıkarıp kullanabiliir hale getiren fabrikalar ve işçiler maaşlarının bir bölümünü içme suyu olarak alıyorlar.

Sokaklarda eli silahlı haydutların bir damacana su için insanlara saldırmaları çok yaygınlaştı.

Yyiyeceklerin %80'i sentetik Eskiden yetişkin bir insanın günde 8 bardak su içmesi tavsiye edilirdi. Şimdi ise Benim sadece yarım bardak su içmeme müsade ediliyor.

Biz şimdi bir kere giyildikten sonra atılan giysileri giymek zorundayız ve bu da çöp miktarını arttırıyor. Daha kötüsü de ne biliyor musunuz? Kanalizasyon sistemi susuzluktan çalışmadığı için foseptik kullanıyoruz.

Nüfusun dış görünümü korkunç. Susuzluk nedeniyle; kırışık, sıska, ultraviyole ışınları nedeniyle de yaralı vücutlar... Ozon tabakası kalmadığı için ışınlar çok daha kuvvetli.

Cilt kanseri mide bağırsak enfeksiyonları ve idrar sistemi sorunları ölümlerin ana sebepleri.

Cildin aşırı kuruması nedeniyle 20 yaşındaki bir genç, 40 yaşında gibi görünüyor. Bilim adamları araştırdılar. Ancak bu soruna bir çare bulamadılar. Su üretilemiyor ağaç ve sebze olmadığı için oksijen de azaldı ve bu yüzden yeni neslin zeka kapasitesi ciddi bir şekilde zarar görüyor.

Pek çok erkekte sperm oluşum morfolojisi değişti, bunun sonucunda da bebekler kusurlu, mutasyonla ve fiziksel sakatlıklarla doğuyorlar.

Devlet soluduğumuz hava için bize para ödetiyor. Erişkin bir kişi başına günde 137 m3 hava soluyoruz. Bu parayı ödeyemeyen insanlar güneş enerjisi ile çalışan büyük mekanik akciğerlerle havalandırılan bölgelerden kovuluyorlar. Soluduğumuz hava kaliteli değil ama en azından nefes alabiliyoruz. Ortalama insan ömrü 35 yıl...

Hala biraz yeşil alanı olan nehirleri akan bölgeler silahlı askerler tarafından korunuyor. Su altın ve elmastan çok daha değerli bir hazine haline geldi.

Yaşadığım yere nadiren yağmur yağdığı için hiç ağaç yok. Bazen yağış beklerken asit yağmurları yağıyor. Mevsimler ciddi bir şekilde, 20. yüzyılın çevreye zarar veren sanayisi, atomik deneyler ve çevreye yaydıkları kirlerden etkilendiler.

O zamanlar çevreyle ilgilenmemiz konusunda uyarılmıştık ama hiçkimse dikkate almamıştı, ne yazık...

Oğlum benden gençliğimden söz etmemi istediği zaman Ona, yeşil tarlaların, çiçeklerin güzelliğini, yağmuru, nehirlerde yüzmenin, balık avlamanın, içebildiğimiz kadar su içebilmenin ne büyük bir keyif olduğunu ve insanların ne kadar sağlıklı olduklarını anlatıyorum.

Bana "Peki şimdi neden su yok?" diye sorduğunda boğazım düğümleniyor. Çünkü ben de yaşadığı çevreyi kirleterek tahrip olmasına sebep olan ve bütün o uyarılara kulan tıkayan nesle aitim...

Şimdi ise çocuğum, bizim çocuklarımız bunun bedelini ödüyorlar, susuz kalarak ve ölerek...

Ne kadar çok isterdim geriye dönüp insanoğluna bunları anlatabilmeyi..."