30 Oca 2012

Elektrik kesilince bilinç de kararıyor

Marmara Bölgesi'nde iki kafta önce yaşanan elektrik kesintisi modern şehir insanını şok etti. Ne yapacağını şaşıran, yolda, işte, evde karanlıkta kalanlar garip bir psikolojiye kapıldı. 9 yıl önce aynı imtihadan geçen Amerikalıların yaşadığı buhranı uzmanlar, 'bilinç kararması sendromu' diye tanımlamıştı. Elektrik kesintinin metropol insanına yaşattığı 'psikolojik yoksunluk hali'nin ülkemizdeki yansımaları da araştırılmaya değer.


ABD tarihinde 11 Eylül saldırılarından sonraki en büyük kriz, 2003'te yaşanan, 5 şehri, dolayısıyla 50 milyon insanı etkileyen elektrik kesintisiydi. Kentlerdeki hayatı felce uğratan bu beklenmedik kesinti, yüz binlerce kişiyi sokaklara döktü. Süper gücün simgesi New York'ta tam bir kargaşa yaşandı. Tüm bunları dünya canlı yayında izlerken, "Türkiye'de, özellikle İstanbul'da böyle bir şey olursa ne olur?" sorusu sorulmuştu. Aradan 9 yıl geçtikten sonra aynı şeyi iki hafta önce bizde yaşadık. Marmara Bölgesi'nin İstanbul, Kocaeli gibi üretim merkezlerinde 6 saat süreyle elektrik kesildi. Metro ve tramvaylar durdu. Trafik lambaları çalışmadı. 15-20 katlı binalardaki asansörler de...

Güneş battıktan sonra İstanbul koca bir karanlığa gömüldü. İşyerlerinden çıkanlar, sokaklarda insan seli oluşturdu. Kesintinin cumartesi günü yaşanması büyük şanstı. Kamu kurumları ve birçok şirket tatildeydi. Elektirik kesintisi daha uzun sürseydi ve hafta içi olsaydı kaos daha büyük olacaktı. En ufak olumsuz gelişmede büyük dalgalanmalar yaşayan Borsa'nın kapalı olması da ekonomi için büyük bir şanstı. Bunlar, insan için hava-su-gıda ne ise metropol için de o demek olan elektrik kesilince büyük şehirlerin yaşadığı teknik aksaklıklar. Peki şehirde yaşayan insanların psikolojisi?

Elektrik kesilince bilinç de kararıyor

Amerika'nın kuzeydoğusunda yaşanan ve Kanada'nın başkentini de etkileyen 2003'teki büyük elektrik kesintisi modern insanın kendini sorgulamasına sebep oldu. Milyonlarca insan, kendilerini güvende hissetmelerini sağlayan ve gücünü elektrikten alan sistemin kayıtsız şartsız güvenilir olmadığını fark etti. Amerikalı uzmanlar yaşanan bu psikolojik buhrana, 'blockout sendromu/bilinç kararması sendromu' adını veriyor. Yani ne yapacağını bilememek. Eskilerin deyimiyle 'güvendiği dağlara kar yağması' durumu.

Varlık içinde yokluk yaşamak

Amerikalılar elektrik kesintisi sırasında yaşadıklarını sonradan bolgalarında anlattı. Fotoğraflarını paylaştı. Dev metropoller, beton ve çelik yığınına dönmüş. Yüzlerce katlı binalarda mahsur kalan insanlar, karanlık merdivenlerden inmek zorunda kalmış. Yerin onlarca metre aşağısından geçen metroda tedirgin saatler geçirmişler. Hiç akıllarına gelmeyecek bir şeyi, pil ve el feneri bulmak için marketlere akın etmişler. Daha da şaşırtıcısı, elektrik varken banka hesaplarında binlerce doları olan insanlar, sistem çalışmadığı için ceplerindeki birkaç dolar nakitle ortada kalmış. Birçok blogger, "Yarın da elektrikler gelmezse ne yapacağım." korkusuyla uyuyamadığını yazmış. Kentin bazı noktalarındaki bankamatiklerin yedek güç kaynağı sayesinde çalıştığına dair duyum alan oraya doğru koşmuş. Bankamatiğin sokağı, Rock konserleri gibi kalabalıklarla dolmuş. Bankamatikte ise ya para kalmamış ya da sınırlı miktarda nakit veriyormuş. Varlık içindeyken yokluk çekmenin ne demek olduğunu Amerikalılar en şiddetli haliyle işte o zaman anladı.
Karanlığa ve kaosa sürüklenen şehirlerden elektriğin olduğu kentlere gitmek için yola çıkanları bir sürpriz daha bekliyordu; benzin pompaları da çalışmıyordu. Bu sırada Kanada'nın başkentinde yağmalamalar başlamışdı. New York'ta da, çok daha önce 1977 yılında yaşanan elektrik kesintisinde 3 bin 700 kişi yağmacılıktan gözaltına alınmıştı.

Elektiriğin yoksa neye yararsın?

Önceki hafta Türkiye Sakarya, Kocaeli, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne ve İstanbul'da gibi illerde yaşanan elektrik kesintisi de tıpkı Amerika'daki gibi şok etkisi yaptı. Çünkü bu bölge, hem nüfus yoğunluğu hem de sanayi bölgesi olması açısından ülkemizin can damarı. Fabrikalarda üretim durdu. Türkiye'nin kalbi topyekûn karanlığa gömüldü.

Aslında Türkiye, elektrik kesintilerine alışık. 2000'li yıllara kadar İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde bile en ufak rüzgârda, yağmurda elektrik kesilirdi. Ama internetin ve özel kanalların bu kadar çok olmadığı dönemlerde elektrik kesintisi bir eğlenceydi. Mum ışığında oynamak, ailece sohbet etmek keyifti. Kesinti, hayatın normal rutinlerindendi. Sobayı yakar başında otururdu insanlar. "Eyvah elektrik yok ne yapacağım." telaşı yaşanmazdı. Önceki hafta yaşanan bu kesinti, 2000'li yıllarda doğanları çok korkuttu. Işık olmadan, kombi ve televizyon çalışmadan, internetsiz ne yapacaklardı? "Anne ne olacak şimdi?" diye soranlara ne cevap vereceğini şaşırdı yeni neslin ebeveynleri. Aslında bu soru ve yaşanan psikolojik buhran, modern çağ insanının, elektriğe ne derece bağımlı olduğunu gösteren şeyler. Nitekim elektrikler olmadığı için yapacak bir şey bulamayan çoğu insan, uyuduğunu söylüyor.

Elektrik Mühendisleri Odası Enerji Birim Koordinatörü Olgun Sakarya, elektriğin insanların sosyal ve ekonomik alanda hayatları için önemli bir belirleyici faktör olduğunu söylüyor. Yani elektriğin olmadığı yerde bugünkü yaşantımızı sürdürebilmemiz mümkün değil. Bu anlamda devletlerin en önemli görevlerinden biri insanlara kesintisiz enerji sağlamak. Hatta Sakarya'ya göre bu, stratejik bir kamu hizmeti. Sakarya, devletin enerji üretimi ve dağıtımında özelleştirmeye gitmesini de eleştiriyor.

İstanbul'daki bu kesintide yaşadıklarını sanal âlemde paylaşanlar, çağımız insanının elektriğe bağımlılığından dem vurup, doğal yaşam övgüsü yaptı. Hazıra alıştırılan günümüz insanı, eskiler gibi her türlü aksaklığa, yokluğa karşı temkinli değildir. Nakit parası yoktur, kredi kartı veya bankamatik kartı kullanır çünkü. Ama elektrikler yokken ne yapacak? Kötü günler için yastık altında sakladığı nakiti olmalıydı mesela. Ya da kilerde kışlık yiyecekleri... Isınma problemini nasıl çözecek, kombi çalışmıyor. Sobalar kaldırılalı yıllar oldu. Hayatı doğallık penceresinden okuyanların haklılık payları var ama Genç Siviller'den Turgay Oğur, bu bakış açısını eleştiriyor. "Son yıllardaki çevreci argümanlar insanların en doğal halinin ana karnında doğmuş çıplak hali olduğunu düşünmemize neden oluyor." diyen Oğur, durumun tam aksi olduğu görüşünde. Şöyle ki; "İnsan, bir ayıyla karşılaştırdığımızda, ciddi eksiklerle doğuyor ve aklı ile bu eksikleri tamamlıyor. Elektriğe bu kadar alışmamız normal. Çünkü bizi dünyaya daha uyumlu hale getiriyor. Elektriğin hiç kesilmemesini beklemek de modern insan züppeliği değil. Teknoloji, insanı daha da doğallaştırıyor." diyor.
Organik elektrik, mum ışığı mıdır?

Elektriğin en organik domatesten daha doğal bir şey olduğunu düşünen Oğur, elektriğin insandan önce dünyada olduğunu söylüyor. Yıldırımlarda ya da balıkların yan pulları elektrik dalgaları yayıyor ve bu sayede sağa sola çarpmıyor mesela. Yani Oğur'a göre insanoğlunun yaptığı, vahşi bir atı ehilleştirip kabloya sokmak. Doğal olmak, mum ışığında yaşamak değil yani!

Zaman - Gülizar Baki

26 Oca 2012

Türkiye'de Elektriğin Tarihi

1902 yılında;
     İlk kez Tarsus'ta kurulan hidroelektrik santral ile Türkiye'de elektrik üretilmeye ve kullanılmaya başlandı.
     15 Eylül 1902 tarihinde Belediye çalışanı Avusturyalı Dörfler, su değirmeni milinin transmisyon kayışı ile 2 kW'lık bir dinamoyu bağlayarak elektrik üretilmesini sağladı. Tarsus'ta kurulan bu hidroelektrikten üretilen ilk elektrikle Tarsus'un sokakları ve Tarsus'un müftüsü ile sorgu hakiminin evleri aydınlatıldı.


1914 ve 1983 yılları arasında;
     İlk kayda değer elektrik üretim tesisi Silahtarağa Termik Santrali hizmet verdi.
1930 yıllarına kadar; Türkiye'deki elektrik çalışmaları, yabancı işletmeler ve ellerinde bulunan yerel santraller ile onların beslediği yerel dağıtım şebekeleri ile gerçekleştirilmişti.
     Elektrik dağıtım hizmetleri genellikle belediyelere devredilmişti.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılında;
Kurulu güç: 33 MW
Üretim: 45 Milyon KWh
1935 yılında ise;
Kurulu güç: 126.2 MW
Üretim: 213 milyon KWh, elektriğin ulaştığı il sayısı da 43'e yükselmişti.

1935 yılında çıkan 2805 ve 2804 sayılı kanun ile Etibank'ın ana işlevinden birisi elektrik işletmeciliği olarak belirlendi, Kanun ile Maden Tetkik Arama (MTA), Kanun ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) kuruldu.

1954 yılında bütün elektrik üretim ve dağıtımı Etibank önderliğinde yürütüldü.

1952 yılında Silahtarağa Termik Santrali'nden Çatalağzı Termik Santrali'ne 154 kv'luk enerji nakil hattı ile İstanbul'a enerji takviyesi yapıldı. Bu takviye Ulusal Enerji Sisteminini başlangıcı olmuştur.

1956 yılında Seyhan Barajı, Sarıyar Barajı ve Tunçbilek Termik Santrali Ulusal Elektrik Sistemi'ne bağlandı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük elektirk projesi Atatürk Barajı 2400 MW gücündedir.



1958 yılında Kemer Barajı, 1959 yılında Hirfanlı Barajı, 1960 yılında Demirköprü Barajı o yıllarda kurulan hidroelektrik tesislerdir.

1970 yılında; 
     Türkiye Elektrik Kurumu kuruldu. İstisnalar dışında üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK'e verildi.
      Kurulu güç: 2234.9 MW,
      Üretim: 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükseldi.
     Elektrik ulaşan köy oranı %7'ye çıktı.

1972 yılında Türkiye’nin bu yıla kadarki en büyük baraj ve HES'i olan 300 MW gücündeki Gökçekaya Barajı ve HES ile yine en büyük termik santral projesi olan Seyitömer Termik Santralı devreye alındı.

1975 yılında, Keban Barajı 1330 MW'lık kapasitesi ile o yıla kadar kurulan tüm barajlı santralerin toplamından daha büyük kurulu güce sahip olarak inşa edildi.

1980 yılında Türkiye'nin;
     Kurulu gücü: 5118.7MW'a
     Üretimi: 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaştı.

1982 yılında;
      Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK'e devredildi.
      Enerji üretimi, dağıtımı ve satışı TEK tarafından yapılmaya başlandı.
      Kurulu güç: 6638.6 MW,
      Üretim: 26 milyar 552 milyon kWh olmuştur.
      Elektrik ulaştırılan köy sayısı % 61'e ulaşmıştır.
      Çayırha Termik Santrali yapılmıştır.
      300MW 2 ünite faaliyete geçmiştir.

1984 yılında; TEK’in tekel statüsü kaldırıldı, yerli ve yabancı Sermaye şirketlerine üretim tesisi kurmak ya da mevcut üretim ve dağıtım tesislerinin mülkiyeti TEK’da kalmak üzere işletme hakkı devralmak suretiyle faaliyette bulunma imkânı verildi.

1993 yılında;
      TEK; ikiye ayrılarak üretim ve iletimden sorumlu TEAŞ, dağıtımdan sorumlu TEDAŞ kuruldu.
      Yap-İşlet Devret (YİD) modeli ile kurulması kabul edilen üretim tesislerinin finansmanının teşebbüs sahiplerince sağlanması, üretilen tüm enerjinin
      TEK tarafından satın alınması benimsendi.
      Özel sektöre üretim, iletim, dağıtım ve ticaret yetkisi veren, Yap-işlet-Devret modeline,
otoprodüktör (Kendi elektrik enerjisi ihtiyacını kendi ürettiği tesislerden sağlayan, ürettiği fazla enerjiyi kamuya satan sanayi kuruluşları) uygulamasına ve mevcut tesislerin işletme hakkı devirlerine imkân sağlandı.

1996 yılında sadece yeni üretim tesislerinin yapımı için Yap-İşlet Modeli uygulanmaya başlandı.

2001 yılında,
      4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ve Kurulu (EPDK) oluşturulmuş olup piyasada faaliyet gösterecek olan işletmelerin bu kurum ve kurul ile uyumlu çalışması öngörüldü.
      Bu dönemde Türkiye Elektrik Üretim ve İletim Anonim Şirketi (TEAŞ) üçe bölünerek;
      Türkiye Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ)
      Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi (TETAŞ)
      Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) kuruldu.

2000 yılında 2 ünite daha faliyete geçti.

2004 Yılında yapılan mevzuat değişikliği ile Devlet Su İşleri kontrolünde olan bütün HES'ler Elektrik İdaresine devredildi.

Günümüzde elektrik satış fiyatları devlet tarafından belirlenmektedir.

25 Oca 2012

Farkında Mısın?

Evindeki tehlikenin farkında mısın?

Sadece İstanbul’da her gün 400 bin’den fazla elektronik eşya voltaj ya da elektrik kesintisi yüzünden arızalanıyor veya kullanılamaz hale geliyor. Üstelik bu arızalar garanti kapsamına alınmıyor.

Paranı çöpe atma!

UPS hastane gibi hayati önem taşıyan kuruluşlarda ve endüstriyel uygulamalarda kendine gittikçe yaygın kullanım alanı bulmaktadır. 

Güç elektroniği ve elektronik kontrol tekniğindeki gelişmelere paralel olarak yenilenen UPS‘ler günümüzde tüketicinin tüm isteklerine cevap verebilecek özellikte ve performansta yapılabilmektedir.

UPS‘ler özellikle bilgi işlem sistemlerinde ve kişisel bilgisayarlarda şebekede bir arıza oluşması halinde o esnada çalışılan bilginin kaybolmaması ve genel olarak cihazın şebekeden gelebilecek bozucu etkilere karşı korunması amacıyla kullanılmaktadır.


Bu bozucu etkiler;
- Rastgele veya düzenli elektrik kesintileri
- Kapasite yetersizliğinden doğan gerilim düşümleri veya sürekli düşük ya da yüksek şebeke gerilimi genel olarak güç kalitesinin düşük olması.
- Harmonik bozulmalar, kararsız frekans, ani gerilim sıçramaları ve gürültü.
- Harmonikler yakındaki bir tesiste büyükçe bir elektrik yükünün devreye girmesi veya çıkması ya da doğrusal olmayan yüklerin kullanımda olması nedeniyle oluşan ve şebeke gerilimi dalga şeklinin olması gereken sinüs formundan uzaklaşması sonucu ortaya çıkan yüksek frekanslı titreşimler olarak özetlenebilir.

Evinizde yer alan ve ani yükselen veya düşen voltaj yüzünden bozulması yüksek muhtemel elektronik aletlerden bazıları; bilgisayar (masaüstü-dizüstü), buzdolabı, televizyon, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, ses sistemi ve aklınıza gelebilecek, evde kulandığınız her türlü elektrik alet voltajdan etkilenmektedir.

Necron Energy işte tam da burada senin güvenliğini ve paranın değerini önemsediği için kesintisiz güç kaynakları üretmektedir.

Evinizdeki elektronik aletlerin sağlığı için bize başvurabilirsin:

Aşağıdaki numaralardan bize 7gün / 24saat ulaşabilirsin;0535 289 4 886
0530 969 4 822
0532 543 0 378

E-mail: info@necron.com.tr

23 Oca 2012

Filmmor 10. Yılında


Necron Sevgiyle Destekler... "10. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali Başlıyor!"

Festival 9–19 Mart’ta İstanbul’da gerçekleşiyor ve ardından Van Kadın Derneği (VAKAD) ortaklığıyla prefabrikler, çadır kentlerde de olsa Van’da, Yüksekova Kadın Derneği ortaklığıyla Hakkari’de, Çanakkale El Emeğini Değerlendirme Derneği (ELDER) ortaklığıyla Çanakkale’de devam ediyor.

Festival, yirmiyi aşkın ülkeden yetmişin üzerinde filmle, dünyanın farklı ülkelerinden konuklar, tema bölümleri, toplu gösterimler, panel, konferans ve atölyelerle ve elbette 10 yıldır festivale gelen ve destekçileriyle birlikte 10. yılını kutluyor.

Feminist Sinemanın 100 Filmmor’un 10. Yılı (Elem Tere Fiş Kem Gözlere Şiş) Seçkisi 10. Filmmor Kadın Filmleri Festivalinde!

Kadınlar 100 yılı aşkın süredir sinema yapıyor. Filmmor Kadın Filmleri Festivali de feminist sinemanın yüz yılına ve kendi on yılına gönençle geleceğe umutla bakıyor. Sinema tarihinin ilk kurmaca filmini çeken Alice Guy-Blache filmlerinden başlayarak Marleen Gorris’e uzanan bir seçkiyle feminist sinemayı var eden, feminist sinemanın yüzakı yönetmenlerinin filmlerini  Feminist Sinemanın 100 Yılı Filmmor’un 10 Yılı özel seçkisinde buluşturuyor.



Festival, 10. yılının gönenç ve umudunu dünyanın dört bir yanından kadın sinemacılarla paylaşıyor. Festival 10. yıl coşkusunu feminist sinemayı var eden ve kadınların sinemasının önünü açan kadın yönetmenlerle paylaşacak. Dünyanın yarısında ama sinemanın yüzde beşinde yer alan kadınlar festivalin konuğu olacak. Türkiye’de ve dünyada feminist sinemanın oluşmasına katkılarından dolayı 10 kadın yönetmen/sinemacı/feminist Filmmor’un konuğu olup açılış töreninde plaketlerini alacaklar.

Festivalde her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyanın farklı ülkelerinden kadınların kısa / uzun, belgesel / kurmaca / animasyon / deneysel filmleri Kadınların Sineması bölümünde yer alıyor.

Tutkuyu Filme Almak (Filming Desire) filmi ile festivalde daha önce yer alan Marie Mandy bu yıl toplu gösterimiyle festivale konuk oluyor.

Tunus’un Yaseminleri bölümünde Tunus’tan kadın yönetmenlerin filmleri ve Cins-iyet-ler bölümünde cinsiyet ve cinsel kimlik meselelerine dair filmler yer alıyor.
Festival; açılış/kapanış törenleri, 4. Altın Bamya Ödülleri, yönetmenlerle söyleşiler, atölye, panel ve diğer etkinliklerle birlikte dört ilde sizlerle birlikte olacak.



Sosyal medya adresleri:
https://twitter.com/#!/Filmmor_
http://www.facebook.com/pages/Filmmor/230219163714199
http://www.facebook.com/groups/6635938969

18 Oca 2012

2070 Yılından Mektup

"50 Yaşına henüz bastım ama görüntüm 85 yaşındaki biri gibi. Yeterince su içemediğim için böbrek sorunları yaşıyorum ve korkarım ki yaşamak için vaktim yok.

5 yaşında bir çocuk olduğum günleri iyi hatırlıyorum. O zamanlar her şey çok farklıydı. Parklarda pek çok ağaçlar evlerde güzel bahçeler vardı. Ve ben 30 dakikadan fazla süre boyunca zevkle duş alırdım. Bugünlerde ise cildimizi temizlemek için mineral yağlı havluları kullanıyoruz.


Eskiden kadınların güzel saçları vardı. Şimdi ise başımızı su kullanmadan temiz tutmamız gerektiği için traş etmek zorundayız.

Eskiden babam arabasını hortumla yıkardı. Şimdi ise oğlum suyun bu şekilde ziyan edildiğine bir türlü inanamıyor.

Sokaklarda, posterlerde, radyoda ve televizyonda "Suyu Duyarlı Kullanın" uyarıları olduğunu hatırlıyorum. Ama hiçkimse bu uyarıları önemsemezdi. Suyun sonsuza dek var olacağını sanmıştık...

Şimdi ise nehirler, göller, barajlar ve yeraltındaki su yatakları ya kurudu ya da kirlendi...

Sanayi hemen hemen durma noktasına geldi ve işsizlik büyük oranlara ulaştı. Yegane iş alanı deniz suyunun tuzunu çıkarıp kullanabiliir hale getiren fabrikalar ve işçiler maaşlarının bir bölümünü içme suyu olarak alıyorlar.

Sokaklarda eli silahlı haydutların bir damacana su için insanlara saldırmaları çok yaygınlaştı.

Yyiyeceklerin %80'i sentetik Eskiden yetişkin bir insanın günde 8 bardak su içmesi tavsiye edilirdi. Şimdi ise Benim sadece yarım bardak su içmeme müsade ediliyor.

Biz şimdi bir kere giyildikten sonra atılan giysileri giymek zorundayız ve bu da çöp miktarını arttırıyor. Daha kötüsü de ne biliyor musunuz? Kanalizasyon sistemi susuzluktan çalışmadığı için foseptik kullanıyoruz.

Nüfusun dış görünümü korkunç. Susuzluk nedeniyle; kırışık, sıska, ultraviyole ışınları nedeniyle de yaralı vücutlar... Ozon tabakası kalmadığı için ışınlar çok daha kuvvetli.

Cilt kanseri mide bağırsak enfeksiyonları ve idrar sistemi sorunları ölümlerin ana sebepleri.

Cildin aşırı kuruması nedeniyle 20 yaşındaki bir genç, 40 yaşında gibi görünüyor. Bilim adamları araştırdılar. Ancak bu soruna bir çare bulamadılar. Su üretilemiyor ağaç ve sebze olmadığı için oksijen de azaldı ve bu yüzden yeni neslin zeka kapasitesi ciddi bir şekilde zarar görüyor.

Pek çok erkekte sperm oluşum morfolojisi değişti, bunun sonucunda da bebekler kusurlu, mutasyonla ve fiziksel sakatlıklarla doğuyorlar.

Devlet soluduğumuz hava için bize para ödetiyor. Erişkin bir kişi başına günde 137 m3 hava soluyoruz. Bu parayı ödeyemeyen insanlar güneş enerjisi ile çalışan büyük mekanik akciğerlerle havalandırılan bölgelerden kovuluyorlar. Soluduğumuz hava kaliteli değil ama en azından nefes alabiliyoruz. Ortalama insan ömrü 35 yıl...

Hala biraz yeşil alanı olan nehirleri akan bölgeler silahlı askerler tarafından korunuyor. Su altın ve elmastan çok daha değerli bir hazine haline geldi.

Yaşadığım yere nadiren yağmur yağdığı için hiç ağaç yok. Bazen yağış beklerken asit yağmurları yağıyor. Mevsimler ciddi bir şekilde, 20. yüzyılın çevreye zarar veren sanayisi, atomik deneyler ve çevreye yaydıkları kirlerden etkilendiler.

O zamanlar çevreyle ilgilenmemiz konusunda uyarılmıştık ama hiçkimse dikkate almamıştı, ne yazık...

Oğlum benden gençliğimden söz etmemi istediği zaman Ona, yeşil tarlaların, çiçeklerin güzelliğini, yağmuru, nehirlerde yüzmenin, balık avlamanın, içebildiğimiz kadar su içebilmenin ne büyük bir keyif olduğunu ve insanların ne kadar sağlıklı olduklarını anlatıyorum.

Bana "Peki şimdi neden su yok?" diye sorduğunda boğazım düğümleniyor. Çünkü ben de yaşadığı çevreyi kirleterek tahrip olmasına sebep olan ve bütün o uyarılara kulan tıkayan nesle aitim...

Şimdi ise çocuğum, bizim çocuklarımız bunun bedelini ödüyorlar, susuz kalarak ve ölerek...

Ne kadar çok isterdim geriye dönüp insanoğluna bunları anlatabilmeyi..."

13 Oca 2012

2011 Yılında Elektrik Tüketiminde Artış

TEİAŞ Aralık ayı geçici işletme sonuçlarına göre Türkiye'nin 2011 yılında tükettiği elektrik, 2010 yılına göre %9,7 artış gösterdi.

Böylece 1 yılda tüketilen elektrik 229 milyar 344,4 milyon kWh'e ulaştı.

2011'de üretilen elektrik enerjisinin;

73 milyar 509,1 milyon kWh'sı Elektrik Üretim Anonim Şirketine (EÜAŞ) ait santrallerden,
18 milyar 823,4 milyon kWh'sı EÜAŞ'ye bağlı ortaklıklardan,
4 milyar 565,6 milyon kWh'sı işletme hakkı devri santrallerinden,
11 milyar 708,1 milyon kWh'sı otoprodüktörlerden,
44 milyar 937,9 milyon kWh'sı yap-işlet santrallerinden,
12 milyar 809,9 milyon kWh'sı yap-işlet-devret santrallerinden,
62 milyar 76,9 milyon kWh'si de serbest üretim şirketleri tarafından üretildi.

12 Oca 2012

Elektronik Cihazlarda Büyük Tehlike!


Sadece İstanbul’da her gün 400 bin’den fazla elektronik eşya voltaj ya da elektrik kesintisi yüzünden arızalanıyor veya kullanılamaz hale geliyor.

Üstelik şebekede meydana gelen ani dalgalanmaların yol açtığı elektriksel arızalar bir çok cihaz için garanti kapsamında sayılmıyor.

Evlerinizde bulunan bilgisayar, plazma, müzik seti, ses sistemi, sinema sistemi gibi  değer verdiğiniz ve yüksek ücretlerle shaip olduğunuz elektronik aletlerinizi bir anlık elektrik kesintisine veya şebeke sorunlarına feda etmeyin. Önleminizi alın, paranızı çöpe atmayın...

Önlem almak istiyorsanız hemen bizimle iletişime geçin ve bırakın size yardımcı olalım:
0535 289 4 886
0530 969 4 822
0532 543 0 378



UPS Necron Servis